Home » Aile » Hoşçakal Otuz Beş Yaş Ergenliğim

Hoşçakal Otuz Beş Yaş Ergenliğim

Otuz beş yaş benim için anlamlıdır. Hani ilk ergenlik yıllarımızda yirmiler için heyecanlanırdık ya! İşte onun gibi. Öylesine inişli çıkışlıydı ki kafamın içi; bir dostum bana “Seni otuz beş yaş ergeni seni!” der dururdu.  Çok matah bir şeydi otuz beş yaşında olmak benim için. O yüzden, onu uğurlarken kendi kendime bir veda mektubu yazmıştım.

Bu özel yaşımı uğurlarken kendime yazdığım yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Umarım keyif alarak okursunuz. Şu an kaç yaşında mıyım? Üzerine bir yüz yıl koyun işte! Anca…

Bugün 35 yaş ergenliğimin son günü. Düşünüyorum… Bu yaşımda ben neler yaşadım?

İlk aklıma gelen; yine bu beyaz mutfağımın beyaz masasında aşka aşık ve bir mum ışığı günlerim…

Dolu dizgin yazmalarım… Şiirlerim.

Gözü açık hayal kurmalarım, canına yandığım, o deli dolu en son sevdiğim… Beni sevebilme ihtimallerinin tadına vardığım mutluluk arayışlarım…

En çok da zamana yazdım.  Güneşimle konuştum bol bol. Ne de umutlu ve mutlu günlerim geçti şu ekranın başında. “Bir ihtimal daha var”ların  ihtimalsizliği ışığında, kendi yansımamla baş başa onlarca satır ve dakika…

Oğlumu kreşe gönderebilme telaşım ve o ilk “bir saatliğine kreşe emanet etme” şaşkınlığım… Uzun yıllar sonra, ilk özgürlük adımlarım!

Kitabımı toparlamaya da yine otuz beşimde başladım. Bilinçli değildi ama ne hoş ki; daha on beşimde günlüğüme “35’imde kendime; kendimi yazacağım” demişim.  Yazmasına yazmışım da, basması hangi yaşadır orasını bilemem artık.

Ben bu yaşımda asıl susmayı öğrendim.

Aşkta olduğu gibi, arkadaşlıkta da erkenci olmanın müebbet cezalarını ödediğim günler oldu. Bir o kadar da dostluğu ve güveni tazelediğim, bira köpüğü İngilizce derslerim… Rakının buzu kadar dost, şarkılı, türkülü, kız kıza gecelerim…

Bu hayattaki otuz beşinci yılım, beklemeyi, susmayı, “konuş” denildiğinde konuşmayı deneyimlediğim bir yıldı. Adını unuttuklarım, hiç unutmadıklarım, yeni duyduklarım beni hiç yalnız bırakmadı.

En “işsiz” sıfatlı yıllarımdan biriydi belki ama, bir an bile boş boş durup oturmamışım. İkiyi ikiye katıp, bir de bölüp, artırıp, dolu dolu yemişim yokluğu.

Hayaller kurmuş, dersimi almışım yine bir dolu. 35 yaşında Bodrum sevdalısı da olmuşum. “Hayat 50’de değil, bugün!” demişim.

Müebbetten kurtulduğuma şaşkınlıktan ve ergenlikten diyorum ya; sabretmeyi bir türlü becerememiş, sapla samanı her ne kadar ayırsam da, sapın da kıymetini koymuşum hep bir kenara.

Bol bol gün doğumunu izlemişim. Kokusu hala burnumun ucunda…

Elbette kendime göre büyük risklerim ve büyük hatalarım oldu. Bu yaşa özel miydi, iddia edemeyeceğim ama çıktığım  bütün maçlar büyükler ligindeydi be!

Beni yanında istediği için yanılıp da sevdiğimi sandığım insanlar gittiler. Şimdi yoklar.  Ama bakıyorum; onları yine seviyorum. Artık  “neden seviyorsun” sorusu sorulmayacak ve elbette bundan sonra asla bir cevabım olmayacak. Bilmiyorum çünkü. Sevdiklerimi seviyorum işte! Bildiğim bu kadar!

Bir de gerçekten istersem, istediklerimin gerçekten gerçek olduğunu öğrendim otuz beşimde.   Aslında, o kadar da dikkat etmeden savrulan dileklerin dönüp dolaşıp bumerang etkisiyle insanın kucağına  dolduğunu, çok eskilerden beri bilirdim. Diyorum ya;  bu sene gerçekten gördüm ve öğrendim. Annem hep derdi; “Kapısında bol yukardakinin! Yeter ki istemesini bilin!” Allah rahmet eylesin anneciğim.

Çok şeyler istedim, çoğunu edindim. Otuz beş yaşın tüm şımarıklığını üstüme giyindim, ağır ağır çıkmaya başlamadan merdivenleri bir solukta ergenliğimin sonuna geldim.

Bu gece de şansıma; yine benle baş başayım. Ne güzel bir tabak, buzuyla denk bir kadeh, eski dostum slim-blue ve gece… Hafiften ay, bulutların ardında… Gecenin bulutları apaçık görünüyor. Ne güzel!  En sevdiğim şey! Hava biraz soğuk. Ekim zamanı malum. Balkonda değilim ama bugün maalesef. Zira 35 yılın yükü var üzerimde. Artık kendime dikkat etmeliyim. Şekerimi, kolesterolümü, taban düşüklüğümü demirbaş kayıtlarına işledim.  Sırada Tiroit. Fazla mutluluktan biraz kafamı kaldırıp da vakit bulduğumda, artık yavaş yavaş onları da listeye eklerim.

Son dört saate girdik ey sevgili otuz beş yaş ergenliğim.  Bu sessiz kutlayış pek keyifli. Bana bunca yıldır yaşattıkların için sana teşekkür ederim. Seni her şeyinle seviyor ve önünde saygıyla eğiliyorum.

 

About Seda

Seda düşünmeyi, üretmeyi ve paylaşmayı sever. Mutlu olmak için çalışır. Hayatı ve kendini sorgular. “Neden?”ler kadar, “Nasıl”lar peşindedir. “An”ları yakalamak ve yaşamak gerektiğine inanır.

Check Also

Rakı İçme Sanatı

Bu meret öyle bir merettir ki,       Acıyla içilir,         …