Ben Prenses Değilim

By Seda

ayrılık, güçlü, güçlü kadın, kadin, mutluluk, ölüm, prenses, Rana Şahnaz, söz

Hiçbir kız çocuğu, güçlü kadın olmak için doğmaz. Hepsi masum hayaller kuran, şımarık birer prenses’e benzerler. Kaderdir onları cadı, fettan ya da güçlü kadın yapan. Tutulmamış sözler, yaşanmamış mutluluklar, ölümler ve ayrılıklar güç verir O’nlara. Kurulan hayaller, iskambil kağıtlarından kule gibi yıkıldığında; ezilmemek için o enkazın altında, güçlü olmak zorundadırlar.

Bu satırları facebook sayfamda gördüğüm an son derece etkilendiğimi itiraf etmek zorundayım.  Her zaman yaptığım gibi, bu satırların da gerçek sahibini araştırdım. Rana Şahnaz’ın “Bir Yalnızlık Tangosu” isimli kitabından alıntıymış. Bulup okumak lazım diye düşünüyorum. D&R’da satılıyormuş. Yaşasın! Yapılacaklar listesine bir madde daha eklendi.

Bu birkaç cümlenin beni neden etkilediğini sorguladığımda, anlatılan olgulardan neredeyse tümünü yaşadığım gerçeği ortaya çıktı. Eminim sizlerde de durum pek farklı değildir.

Evet, verilip de tutulmamış sözler… İlk fark ettiğinde bir şok yaşarsın. Sende yarattığı hayal kırıklığı bir yana, yaşanması muhtemel bir multuluğunu kaybetmiş olmanın üzüntüsü diğer yana… Al sana içsel mutluluk amacıyla mücadele verilecek önemli bir konu. Ne yapılacak? Unut gisin arkadaş! Olanla ölene çare bulunmazmış. Eh, ben de öyle yaptım tabii… O sözleri özenle unutmuşluğum vardır.

Yaşanmamış mutluluklar kısmını da elbette çoktan boşvermişim. Neden mi? Adı üstünde bir kere; geçmişte kalmış! Vahlarla, tühlerle mi uğraşacağım? Yoksa gidip gırtlağına mı sarılacağım; “Ey mutluluk! Yaşıyacaktım ben seni! Nereye gittiğini sanıyorsun sen!” Hani fena da olmaz böyle bir tavır ama çok riskli be arkadaşım. Yok mu başka mutluluklar? Git onlara baksana! Şurada üç günlük dünya!

Ölümler benim en kuvvetli olduğum alandır vesselam. Hepimizde var elbette. Bendeki listenin başını babam ve annem çekiyor. Oldukça temel kayıplar bunlar. Ölüm acısının ufağı büyüğü olmaz tabii ama, yirmili yaşlarda böylesi büyük dayanaklara veda etmek zorunda kalmanın çok da kolay olmadığını düşünüyorum.  Babamın vefatı dolayısıyla eş dost tarafından yapılan taziye ziyaretleri sırasında biri, öyle bir laf etmişti ki… “ Allah acısını unutturmasın!” “Ne biçim laf şimdi bu!” diye düşündüm ilk duyduğumda. Unutulur mu zaten böyle bir acı? Unuttum! Bir sene sonra annemi kaybedince. Tuhaf bir gerçekleme!

Ayrılıklar elbette beni ben yapan olmazsa olmazlarımdan. Onlardan bir tomar biriktirdim ceplerimde. Ama bilirim; arada sırada ters yüz edip, ceplerimizi temizlemek lazım. Doğal olarak ağırlık yapıyorlar, insanı aşağılara doğru çekme eğilimleri var. Temizleyince rahatlıyorsun. “Gitmiş mi? Gitmeseydi iyiydi ama, madem gitmiş, demek ki gitmesi gerekliymiş.” Yaşanan her şeyin bir amacı var, değil mi?

O halde ben de bir prenses değilim. Çıkan sonuç bu.

Sanırım biraz cadı olabilirim. Bunu etrafımdakilere sormak lazım. Cadı mıyım? Öyleyim. Öyleyim. Peki güçlü kadın olmak istemiş miydim? İstemiştim herhalde. Her yıkıntının altından kalma gayretim beni bile şaşırtır kimi zaman. Yok, mecbur hissettiğimden değil. Aslında canım çok kıymetli benim. O yüzden kendi kendime eziyet etmeyi en fazla üç günde keserim. Annemin bir lafı vardı; “akıllı üzülün” derdi. Üzülecek onca yeni şey varken, değil mi anneciğim?

 

 

 

 

About the author

Seda düşünmeyi, üretmeyi ve paylaşmayı sever. Mutlu olmak için çalışır. Hayatı ve kendini sorgular. “Neden?”ler kadar, “Nasıl”lar peşindedir. “An”ları yakalamak ve yaşamak gerektiğine inanır.

{"email":"Email address invalid","url":"Website address invalid","required":"Required field missing"}